HESAP NUMARALARI
EN TR
HESABIM
BAĞIŞ YAP
Bağış Sepeti
Seçim yapılmadı
Bağışçı Girişi
ŞİFREMİ BİLMİYORUM
AnasayfaHaberler Arşiv Amartya Sen'le Global Bakış
11-07-2004
Amartya Sen'le Global Bakış

Amartya Sen'le Global Bakış

Esra Tümen Dinçkök'le Global Bakış´ın bu haftaki konuğu, Nobel Ekonomi Ödülü alan Hint asıllı ekonomist Amartya Sen.
Ekonomiye ruh kattığı, insani ve etik bir boyut getirdiği için Nobel Ekonomi Ödülü alan Hint asıllı ekonomist Amartya Sen'le Global Bakış programı yapımcısı Esra Tümen Dinçkök görüştü. Esra Tümen Dinçkök: Son zamanlarda ekonomi çevrelerinde sürekli olarak bir refah ekonomisi tartışması var. Nedir refah ekonomisi? Amartya Sen: Refah ekonomisi terimi bir çok anlamda kullanılıyor. Ama profesyonel bir ekonomist olarak işlerin nasıl gittiğini anlamak için insanların refah düzeyi nedir diye bakmak gerekir. Bunun en basit yolu da milli gelire bakmaktır. Yani kişi başı ulusal gelire bakmalıyız. Ancak burada gelir dağılımını da göz önüne almalıyız. Refah sadece gelirimizle ilgili değil fırsatlarla da ilgili. Örneğin sağlık hizmetlerine erişim, eğitim de fırsat eşitliği, bütün bunlar çok önemli. Refah ekonomisi dediğimizde sormamız gereken soru şu: İnsanların yaşamları nasıl etkileniyor. Yüksek işsizlik, açlıktan ızdırap çeken insanlar ve insanların gelecekle ilgili endişeleri. Ben refah ekonomisi dendiğinde bütün bunları göz önüne almak istiyorum. Oysa bugün refah ekonomisi resmi akademik bir disiplin olarak kriter analiziyle ilgili çok matematiksel bir konu halinde görülüyor. Esra Tümen Dinçkök: Siz ekonomide rakamların ötesine, insaniyet konusuna önem veren bir ekonomistsiniz. Ancak Nobel ödülü alan ekonomistlere baktığımız zaman onlar daha çok para piyasalar gibi konularda çalışıyor. Sizse ekonominin insanları nasıl etkilediği ili ilgilisiniz. Amartya Sen: Çok çok ilginç bir konuya dikkat çektiniz. Ekonominin insani tarafı konusunda iki şey söylemek istiyorum. Ondan sonra ilginç bir olay anlatacağım. Ekonominin insani tarafı en eski tarafıdır aslında. Ekonomi konusuna ilgi duyduğum zaman taşlara, binalara ve teçhizatlara ilgiduymadım. Ekonomistler aslında insanların yaşamıyla ilgilidir. Belki haklısınız belki Nobel ödüllerinin bazıları bu tür ekonomistlere verildi ama çok geleneksel bir yöntem ve bütün büyük ekonomistler benim düşünebildiğim kişiler hep insanla ilgili konulara girdiler. Ben kendimi bu durumun dışında görmüyorum. Ben ekonomiyle olduğu kadar siyasi değerler, popülizm ve özgürlük konusuyla yakından ilgiliyim. Size başımdan geçen çok ilginç bir deneyimi anlatayım. Ben okula gitmekteydim o zaman. Ben Bengalde tatildeyken çok gençken bir anda Hindular ve İslam toplumu arasında çatışmalar çıktı. 1940'lı yıllarda bu olaylar çok yaşanırdı. Bu ayaklanma esnasında bir müslüman bıçaklandı. Hindular müslümanlara, müslümanlar hindulara saldırıyordu. Çok fazla terör ve ayaklanma oldu. Bizim yaşadığımz yerde çoğunlukla hindular vardı. Ama bu da benim yaşadığım bölgenin bir özelliğiydi. Bu yarali bizim bahçemize gelmişti ve yarasından kanlar akıyordu. Benden su istedi, ben de ona yardım ettim. Babam onu hastaneye götürdü ama ne yazık ki hastanede öldü. Ben onunla bir müddet konuştum. Aynı zamanda bu kişi hiçbir zaman tanımadığı bir kişi tarafından bıçaklanmıştı. Kendisini yaralayana hiç zarar vermemişti. 11 yaşındayken bu bana çok garip gelmişti. Bir insanın tanımadığı ona hiçbir zarar vermeyen birini öldürmesi çok garip geldi , onu tanımıyordu bile sadece değişik bir topluma ait olduğu için onu öldürdü. Yerel şiddetin doğası budur. Ruanda'da, Yugoslavya'da bu tür yerlerde hep böyle oluyor. Bu beni çok derinden etkiledi. İkinci olarak onun bana söyledikleri de çok çarpıcıydı. Karısı ona hindu bölgesine gitme demişti. Ama evde yiyecek hiçbir şeyi yoktu ve bir işe ihtiyacı vardı. O yüzden ondan hindu toplumun yaşadığı yere bagaj taşıması istendiğinde karısının sözünü dinlemedi. Çünkü başka hiçbir seçeneği yoktu, başka geliri yoktu. Ama maalesef buraya geldiği zaman bıçaklandı. Yani ekonomik özürlüğün eksikliği yaşamını elinden aldı. Ekonomik özgürlüğün eksikliği tüm diğer özgürlükleri, yaşama özgürlüğünü ortadan kaldırıyor. Bu da benim ikinci düşüncem. 11 yaşında bir çocuk olarak başımdan geçen bu olay benim siyasi düşüncemi, dünyaya karşı entelektüel tutumumu etkiledi. Benim değer yargılarımla ekonomik özgürlük konusunda düşüncelerimi de etkiledi. Ben bir özgürlük gurusuyum" ve ben şunu söyleyebilirim bir şekilde bu benim için son derece önemliydi. Bu olaydan sonra geceler boyu uyuyamadım. Esra Tümen Dinçkök: Deneyimler çok önemli. Örneğin Oxford'da doğsaydınız siz siz olur muydunuz? Amartya Sen: Evet gerçekten zor bir soru. Nasıl cevaplandıracağımı bilemiyorum. Bir yıl önce açlığı gödüm. Bir milyon insanın öldüğünü gördüm, bu da çok derin bir deneyim oldu. İnsanlar birdenbire ölmekteydi. Bu deneyimler insanın soru sorma yöntemini etkiliyor. Ben bu konular üzerinde durmamız gerektiğini düşünüyorum.Çünkü insan beyni soyut bir sorunu düşünürken soyutlama yeteneğine sahip. Esra Tümen Dinçkök: Sizin açlığa çok önem verdiğinizi biliyoruz açlığın sadece gıda eksikliğinden değil işsizlikten, gelir düşüklüğünden kaynaklandığını söylüyorsunuz. Niçin fakirlik konusuna bu kadar önem veriyorsunuz? Amartya Sen: Ben açlığı kendi göçmedikme gördüm. 1943 yılında 3 milyon insanın öldüğünü gördüm ve bu beni gerçekten sarstı. Ne yazık ki açlık hala devam ediyor. Bu son derece üzücü bir gerçek. Günümüzün dünyasında durum bu. İlk kez açlıkla 9 yaşındayken karşılaştım. O yıl gıda üretimi o kadar kötü değildi. O yüzden açlık neden oluyordur diye merak ettim. çürkü gıda kıtlığı olduğu zaman açlık olabilir. Benim tanıdığım kişiler benim çevremdeki insanlar için özellikle zor bir yıl değildi. Ve birdenbire aç insanlar ortaya çıktı. Hepsi kalkutaya doğru yürüyorlardı. Çünkü orada bedava yiyecek dağıtıldığını duymuşlardı. ingiltere hiçbirşey yapmadı, hiçbir yardım sağlamadı. ama özel hayır kurumları vardı. Kalküta'da yemek veriyorlardı. Fakat yeterli olması mümkün değildi. Bizim evimiz Kalküta'ya 160 kilometre mesafedeydi. Yollardaki bütün o insanlar Kalküta'ya ulaşmaya çalışıyorlardı. Çoğu yollarda öldü. Etraf ölü insanlarla doluydu ve ben böyle bir şey hiç görmemiştim. Nereden geliyorlardı? Neden? Eğer bu kadar zorluklar varsa bu kadar insanın öldüğü yerlerde biz niye birşey hissetmedik, bunu görmedik? Bu bana açlığın sınıfsal boyutunu düşündürdü. Çünkü insanların parası olmuyor yiyecek almak için. Yani yiyeceğin olması sorunu çözmüyor, eğer onu alacak paranız yoksa. yani bu bir yiyecek krizi değil ekonomik krizdi. Ekonominin iyi olmaması sizin açlıktan ölmenize yol açıyor. Ve bu insanlar sadece açlıktan değil hastalıktan ölüyor. Ben bunun üzerinde çalışmak istedim. 1973 de açlıklar Afrika'da oluyordu. Ben belki de çocukluk hayalime dönmek istiyordum, açlık üzerine çalışmak istedim. 15 yıl boyunca tüm dünyada açlık üzerine çalıştım. Asya'da, Afrika'da ve Latin Amerika'da ve aynı zamanda İngiltere ve İrlanda'daki açlık olaylarına baktım. Neden bazı insanların yiyecek almak için gelirleri yok? Neden işleri yok? İşsizlik sigortası olmadığı zaman, devlet sizi desteklemediği zaman açlığa karşı zayıf hale gelebilirsiniz. Eğer bir ürün üretiyorsanız ve bu ürünün pazarı ortadan kalkarsa hiçbirşey satamazsınız. Ve o zaman işsizlikle karşı karşıya kalırsınız. İnsanlar sizin ürünlerinizi satın almıyorlar. O zaman hiçbir geliriniz kalmıyor. Uzun araştırmalardan sonra şu sonuca vardım; açlıklar demokratik ülkelerde olmuyordu. Hindistan'da açlık 1943 yılındaki bağımsızmlıktan önceki dört yıl boyunca devam etti. İşleyen bir demokraside açlık olmuyordu. 1958-1961 arasında 30 milyon insan açlıktan öldü. İngiliz İmparatorluğu'nun parçası olan askeri diktatörlükler Habeşistan, Etiyopya, Somali, Sudan ve tek partili devletler Sovyetler Birliği ve Ukrayna'da gıda sıkıntısı çekiliyordu. Günümüzde de Kuzey Kore... Bütün bunları açık bir şekilde görüyoruz. Ve bunların cevabı da şu; eğer açlık varsa yapacağınız tek şey hayali istihdam yaratmak. Çünkü istihdam yiyecek ya da para dağıtmaya göre yolsuzlukları önlemek için daha kolay bir yöntem. O zaman hemen bir soru sormak lazım: Açlığı önlemek o kadar kolaysa neden önmeliyorlar? Demokraside önlüyorlar. Çünkü seçimleri kazanmak çok zor. Bir açlıktan sonra siz muhalefet, gazete ve meclis tarafından eleştirilirsiniz ve CNN gibi programlarda yerden yere vurulursunuz. O yüzden demokrasilerde bütün hükümetler çok dikkatli olmak zorunda açlık konusunda. Ama veğer bir diktatörseniz kuzey koreli de olsanız askeri bir yönetici de olsanız veya Sudanlı veya Somalili, Etiyopyalı da olsanız, ya da Stalin'seniz veya Çin'de veya Kamboçya'da iseniz o zaman bu konu sizi tehdit etmiyor, çünkü özgür basın özgür gazeteler yok muhalefet partileri yok. Herhangi bir seçimi kaybetme konusunda entişeli değilsiniz. Çünkü serbest özgür seçimler demokrasi yok. İşin siyasi tarafı böyle. Oysa ekonomik tarafı açlıkları durdurmanın kolay olduğunu söylüyor. O zaman siyasiler neden durdur muyor? Bunun yanıtı demokrasi varsa durdururlar. En güzel örnek Zimbabve. Burada eksikte olsa bir demokrasi varken, yani 70'li yıllarda bugünkünden daha büyük gıda eksiklikleri vardı, kıtlıklar vardı. Etiyopya veya diğer ülkelerden daha kötü durumdaydılar. Ama demokratik Zimbabve demokratik Botswana'da açlık olmadı. Hükümetler yapmaları gereken şeyleri yaptılar. Ama demokrasi azaldığı için Zimbawe'de şu anda açlık işaretleri görmekteyiz. Bunların gerçek olmamış olmasını isterdim. Keşke olmasalardı. Doğru olmamaları insanlık için iyi olurdu. Günümüzde zengin Güney Kore'nin hemen yanındaki Kuzey Kore'de açlık devam ediyorsa, demokrasiden uzaklaşmış, otokratik bir kişinin yönettiği Zimbabwe'de açlık varsa ne yazık ki bu sonuca ulaşıyoruz Esra Tümen Dinçkök: Peki gelelim Avrupa Birliği'ne. Ne düşünüyorsunuz AB için? Amartya Sen: Ben AB'nin siyasi bir fikir olarak çok iyi olduğunu düşünüyorum. Ben Türkiye'nin de Avrupa Birliği'ne katılması gerektiğini düşünüyorum. Avrupa kültürüne Türkiye'nin mirası çok fazla. Türkiye'nin Asya'yla da bağlantısı var ve genellikle Avrupa için asya bağlantısı da zenginleştirici. çünkü ben Avrupa'nın birlik olmasını istiyorum ama bu birliğin dünyanın geri kalan kısmından nefret etmesini istemiyorum. Türkiye de iyi bir köprü olur. Boğaziçi Köprüsü gibi Avrupa'dan Asya'ya sizi götürüyor. Türkiye Avrupa'da bu rolü oynayabilir. 2 Temmuz 2004 Cnn Türk Global Bakış Programı'ndan
Proje ve TemsilciliklerProjelerimiz hakkında daha ayrıntılı
bilgi almak için lütfen kardeş
sitelerimizi inceleyiniz.