HESAP NUMARALARI
EN TR
HESABIM
BAĞIŞ YAP
Bağış Sepeti
Seçim yapılmadı
Bağışçı Girişi
ŞİFREMİ BİLMİYORUM
AnasayfaHaberler Arşiv Bir Edisyon Harikası
09-03-2004

Bir Edisyon Harikası

Dergah Şubat 2004 Hakan Arslanbenzer Bir Edisyon Harikası: Deniz Feneri Derneği'nin "Yoksulluk" Kitabı Satış dışı tutulması genel okuyucu açısından büyük kayıp. Biz bir araştırma kuruluşu adına "protokol"den temin edip okuma şansı bulduk. Sonuçta akademik bir çalışmadır, üniversite kütüphaneleri aracılığıyla ehline ulaşacağı ortadadır. Ne var ki, yoksulluk konusunun bütün okur yazar Türklerin başta gelen entelektüel meselelerinden olduğunu, zira kültürümüzün bir yoksulluk kültürü olduğunu düşünen bizim gibiler için bu kadarı yeterli değildir. Kitap üç cilt. Bu yılın ortasında İstanbul, Şişli'de yapılan "Yoksulluk" Sempozyumunda sunulan tebliğleri muhtevi. Aşağı yukarı bin 200 sayfa tutan bu tebliğlerin bir tanesi için bile yararsız denilemez, sanıyorum. Teknik bilgilerin yanında kuramsal literatür taraması, Türkiye'ye has yoksulluk durumu ve küreselleşmenin yoksulluğu artıracağı öngörüsü, her kattan çözüm önerileri vesaire. Bu konuda nihai bir tespitte bulunmam zor, ama bana öyle geldi ki üniversitelerimiz, akademisyenlerimiz, sosyal bilimcilerimiz yoksulluk konusuna damardan hazır. Yani, başka bir sosyolojik ya da iktisadi konuda çuvallayabiliriz, tebliğlerin makalelerin onda altısı tırışka olabilir ama yoksulluk deyince akademik karihamız ortaya çıkıyor gibi bir şey. Bilmiyorum tabii, ben sadece kitaptaki yazıların bende uyandırdığı ortak izlenimi dillendiriyorum. Gerçi konunun kültürel, daha doğru deyimle islaıni tarafına, Türklükle ilgili tarafına işaret eden yazılarda kültürümüzün bir yoksulluk kültürü olduğuyla ilgili açık ifadelerde var. O kadarda izlenimci bir şey söylemiyorum yani. Fakat buradan itibaren yollar çatallanıyor. Satır aralarından akan bir gerçek var: Yoksulluk bilinci ve yoksullukla fiziksel mücadele konusunda milli denebilecek bir kararımız ve politikamız yok. Geçmişi bin yılları bulan bir yoksulluk kültürünün yetiştirdiği insanlar olarak yoksulluğun anlam evreninindeki kaymalara karşı yeterince hazırlıklı olduğumuz söylenemez. Karihamızı ortaya çıkaran yoksulluk konusu, aynı karihanın krizini de bir kere daha gözle görülür hale getiriliyor. Yoksulluğun dönüşümüne değinen, "yoksulluk kültüründen bizzat söz eden yazılarda bile burda işaret etmeye çalıştığım soruna yönelik bir tespit veya hükme rastlamadım. Yoksulluğun evrenselliği, sosyolojikliği, ekonomi tabanlı oluşu üç ciltte bir araya getirilen yazılan boydan boya katediyor. Bundan kaçmanın imkanı yok. Yoksulluk yoksulluktur. Yoksulluğun teşhis ve tespitini de iktisat ile sosyoloji bilimlerinin işbirliğine sipariş etmeye mecburuz. Dünya çapında oluşan ortak kabullerden kaçmamız, hep dünya zemininde kalmaya gayret eden bir ülke olduğumuz için, mümkün değil. Gelişmişlik endeksleri, gelir dağılımı tabloları, göreceli ve mutlak yoksulluk sınırlarının Türk Lirası karşılıkları, Habitat II Deklarasyonu, UNICEF raporları vesaire. Bunlar konuya yeterince yön ve şekil vermektedir. Bize takip etmek düşer. Evet. Ben "yoksulluk kültürü" lafını olumlu mâna vererek söylemiştim. Dayanma gücünü temin ettiğimiz, bizi doğar doğmaz aşılamaya başlayan ve dünyanın neresinde ve hangi şartlar içinde olursak olalım kendimizi ve kimliğimizi kaybetmeksizin hayatımızı idame ettirmemiz yolunda bizi yetiştiren kültürümüzden. Adını ne koyarsan koy. İslam kültürü dersin olur, Türklük dersin gene olur; Anadolu İslam Cemaatinin kendine has kalitelerini söz konusu edersin, ahilikten, köylülükten, mahallelilikten dem vurursun gene olur. Ne var ki, "Yoksulluk" kitabında "yoksulluk kültürü" tabiri, lafı, terimi toplumsal gelişmeyi engelleyen, yoksulluk kültürünün yaratıcılarının topluma hakimi yellerini koruyabilmek için yoksulu yoksul bırakmaya matuf iktidar stratejilerinin adı olarak geçiyor. Akademisyenlerimiz böyle düşünüyorlar. Bilmiyorum belki de şiirle uğraştığım içindir, ama ben böyle düşünmüyorum. Yoksulluk kültürünün sahibinin zenginler ve muktedirler olduğunu sanmıyorum. Yoksulluk kültürü Türk halk kültürüdür ve bu kültür ne zenginin dayattığı ne yoksulun yarattığı bir kültürdür doğrudan doğruya. Zenginin dayattığı şey iktidar yapısından ibarettir. Zenginin gücü bu kadarına yeter. Yoksullar da yoksulluğun yaşayışı içinde eriyip birbirlerine yapıştıkları, böylece pekiştikleri için genel hayatı, yanı çareyi yaratırlar. Bu iki kanat başka toplumlarda pek görülmeyen bir hızlı yer değiştirme, iç içe geçme ve birbirine kalbolma, birbirine devretme tarzında yoksulluğu/zenginliği tekrar tekrar yeniden yaratmayı sürdürürler. Bundan yoksulluğun kendisi, tecrübesi çıkıyor, doğrudan doğruya kültürü değil. Yoksulluk kültürümüz ise bana öyle geliyor ki mâna itibariyle, ahlaki tutum bakımından yoksulun katında olmaya özen gösteren seçkinlerin işidir. "Fakirliğin gözü kör olsun" bir fakir sözüymüş gibi gelmiyor yani bana. Burada tabii, kültürel söylememizin ağababası olan edebiyatımıza danışmak zorundayız diye düşünüyorum. Sabahattin Ali veya Orhan Kemal'e bakınca yoksulluk kültürümüzün modern bir destana bürünmüş şeklini görürüz. Sabahattin Ali'nin daha romantik, Orhan Kemal'in daha dramatik yaklaşımları vasıtasıyla yoksulluğumuz modern zamanlara bindirmeyi başarmış durumdadır. Bu yolu takip edenlerden Mustafa Kutlu'nun toplumsal değişim vetirelerine dikkat kesilmiş, yoksulla mesafeli bir empatinin içine giren sanatı için fakirlik edebiyatı deyip geçmenin imkanı yoktur. Kutlu'nun hikayeleri vasıtasıyla köy yoksulluğunun metropol yoksulluğuna evrimini plastik bir düzeyde yakalamış olduk. Daha sonra ise, Latife Tekin'le yoksulun kendiliğinden tahayyülünü, Nihat Genç'le de yoksulun iç ve dış konuşmasını nesir edebiyatımızın tam ortasında bulduk. Bunun daha aşağı düzeyde kültürel sanatsal aygıtlarda da karşılığı yok değildir. Mesela TV dizilerinin önemli kısmı muhayyel veya gerçekçi bir zengin hayatını gösterme yarışında olsalar da izleyicinin dönüp dolaşıp reyini verdiği şey gene yoksulun, yoksulluğun hissedilebildiği yapımlardır. Bize darlık hissettiren şeylerin peşinde bir milletiz gibi bir sonuç çıkarıyorum ben bundan. Çünkü o darlığın sonundaki genişleme, ferahlama bize dünya varmış dedirtecek yolundaki umudumuzu aynı darlık kültürü şırıngalamış damarlarımıza. En sevdiğimiz "başarı öyküleri" birer sıfırdan başlama harikası değil midir? Kitap, Deniz Feneri Derneği'nin "Yoksulluk" kitabı bir edisyon harikası gerçekten. Bilim adamlarından meraklı okuyucuya kadar herkesin bu üç ciltli kitaptan alacağı bilgiler, veriler ve yaklaşımlar var. Ne var ki, yukarıda işaret ettiğimiz kültürel tarafın aksadığı da muhakkak. Ayrıca kitabı okuyucu arkadaşlara öneremeyecek olmamız da memnun olunacak bir şey değil. Deniz Feneri Derneği'nin/Yayınlarının genel okuyucuyu görmesi son derece yararlı olacaktır kanaatindeyiz. Bizden söylemesi.
Proje ve TemsilciliklerProjelerimiz hakkında daha ayrıntılı
bilgi almak için lütfen kardeş
sitelerimizi inceleyiniz.