HESAP NUMARALARI
EN TR
HESABIM
BAĞIŞ YAP
Bağış Sepeti
Seçim yapılmadı
Bağışçı Girişi
ŞİFREMİ BİLMİYORUM
AnasayfaHaberler Arşiv Biri Yer, Biri Bakar Ama Kıyamet Marduk'tan Kopar!
04-06-2004

Biri Yer, Biri Bakar Ama Kıyamet Marduk'tan Kopar!

03 Haziran 2004 Haşmet Babaoğlu Önce dün yazdıklarımı özetleyeyim. Yaşar Kemal "Yoksulluğu görmek zorundasınız. Bu insanları tanımalı, acılarına ortak olmalıyız" diye seslenmişti gazete yöneticilerine. Gerçekten de açık felâket haberleri hariç yoksulluk basında epeydir görülmez oldu. Çünkü dünya ile "basının dünyası" artık birbirinden koptu. Çünkü medya ile medya tüketicisi arasındaki ittifak sonucu yoksulluğun gerçek manzarası "dışarıda" kaldı. Üstelik medya marifetiyle yoksulluk gitgide bir tür ekolojik sorun haline getirildi. Bir tür "çevre kirliliği" olarak değerlendirilir oldu. Artık yoksullar toplumun olduğu gibi medyanın gözünde de bir tür "çöp" veya "atık" durumundalar: Sanki göz ve moral bozuyorlar, koku yapıyorlar, içimizi kemiren "böceklenmelere" neden oluyorlarmış gibi!.. Belki bu yüzden canilik öykülerine gösterilen ilginin onda biri gösterilmiyor yoksulluk öykülerine... Dün işin bu tarafını vurguladım ya... Şimdi gündelik hayattan ve okurların-izleyicilerin zihniyetinden bakarak konuyu basit bir örnekle ayrıntılandırmak istiyorum. Yaşar Kemal o konuşmasında derdini anlatabilmek için bize özgü bir halk deyişini kullanmış. "Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar. Şimdi biri yiyor, milyonlar bakıyor. Kıyameti mi bekleyelim?" Ben de diyorum ki, dünyada kıyamet bundan kopabilir ama o dünya ve o kıyamet basının umurunda mı? Peki basın ve basın tüketicisine göre kıyamet nereden bekleniyor? Mesela son zamanlarda Marduk şamatası var. 2012 yılında X gezegeni gelip dünyaya sürtünecek ve kıyamet kopacak... İnsanlarda tarifsiz heyecanlar yaratan, kitaplar sattıran, gazetelere çarşaf çarşaf konu olan yeni korku ve endişe kaynağımız bu... Bazı insanlar tanıyorum; Marduk diyorlar başka bir şey demeyip yataklara düşüyorlar. Bazı köşe yazarları okuyorum; kafayı Marduk'a taktıktan sonra bir daha iflah olamadılar.. Ah Yaşar Kemal usta! Yoksulluğun kıyametinden kime ne? Yoksulluğun kıyameti dışarda zaten kopmuş. Ama "dışarda"; basının kendine kurduğu dünyanın dışında yani... Afrika mahşer yeri gibi. Asya'da yoksulluk kımıl kımıl büyüyor. Latin Amerika artık Merkez Ülkeler'in pek umurunda olmadığı için tepetaklak gitmekte... Ancak itiraf edelim ki bu gerçekler medya ve izleyicileri için de çoktandır "heyecan"ını yitirdi. Kimselerin ilgisini çekmiyor Afrika'daki yoksulluk artık. Neden? Çünkü sular göklere yükselmiyor, karalar denizlerle kaplanmıyor, dünya bir anda ateş topuna dönmüyor. Çünkü bazılarının bir taraflarını yırtarak edindikleri servetler bir anda yok olup gitmiyor. Oysa "basının dünyası"nda kıyamet böyle senaryolardan ibarettir... Herkes için korku, tedirginlik ve panik yaratacak senaryolar kıyametten sayılır basında. Bu öyle bir zihniyet modeli ki, çıplak gerçeklik yok sayılıyor ama kışkırtıcı sanrılar ve korkular senaryolaştırılıyor. Benim dün "modern dünyadaki alçakça ve çok tehlikeli gidişat" dediğim gidişatın zihniyetlerimize yansıyan yanı bu işte... O halde şu soruyu da soralım. Nereden tekrar insanca başlayabilir, nasıl toparlanabiliriz? Bir tek insanın açlığını ve yoksulluğunu bile insanlık için bir "kıyamet" olarak görmeye başlamak ilk adım olabilir. Ve mutlaka yoksulları "merhamet talebi ve hayır arzı" ekonomisine mahkûm etmeyen siyasal-toplumsal yolları aramalıyız. Ve... Uzun konu... Ara ara değineceğim. (Not: Yeri gelmişken, bizim medyamızda yıllardır kendine has bir çizgide ilerleyen Deniz Feneri programını selamlamak isterim. Ayrıca Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'nin 2003 yılında gerçekleştirdiği Yoksulluk Sempozyumu'nu da alkışlıyorum.) Konsere geç çıkmak modası! Bir buçuk ay kadar oluyor galiba. Galatasaray civarında bir grup genç etrafımı çevirip şöyle demişti: "Duman grubunu çok severiz ama bu kaçıncı be Haşmet Ağabey? İlan edilen konser saatinin üzerinden 2 saat geçti, sahneye çıkmadılar. Biz de artık isyan ettik artık, dışarı çıktık!" Geçen hafta Yeni Melek salonundaydım. Demir Demirkan'ın konserini izlemek istemiştim. Bekle, bekle, saatler geçti, "rock star"ımız ortalarda yok... Sonunda salondan çıktım gittim. Ne bu? Seyirciyi saatlerce bekletmek rock'cılığın şanından sayılmaya başladı da, bizim mi haberimiz yok? Yapmayın çocuklar! Biz bu müziğin ağababalarını, babalarını canlı izledik. Hiç böyle şeye rastgelmedik! Bu cuma Beyoğlu Manhattan'da Ogün Sanlısoy konser verecek. Bakalım o nasıl davranacak, merak ediyorum.
Proje ve TemsilciliklerProjelerimiz hakkında daha ayrıntılı
bilgi almak için lütfen kardeş
sitelerimizi inceleyiniz.