HESAP NUMARALARI
EN TR
HESABIM
BAĞIŞ YAP
Bağış Sepeti
Seçim yapılmadı
Bağışçı Girişi
ŞİFREMİ BİLMİYORUM
AnasayfaHaberler Arşiv Biz Bu Bataktan Nasıl Çıkarız
10-04-2004

Biz Bu Bataktan Nasıl Çıkarız

9 Nisan 2004 Hürses Zeki kentel Günlerin Getirdiği Kahvede arkadaş anlatıyor: 'Yeğenim askerden geldi işsiz, düz lise mezunu, üniversite sınavlarına girmedi. İki yıldan beri benden iş bulmamı istedi. Kendisi köyünde oturur. Öyle lise mezunlarına kolay iş bulunmadığını, eğer devlet memuru olmak istiyorsan DMS'ye girmesi gerektiğini, özel sektörde ise MESLEK olması gerektiğini hem vasıfsız işçiye de en fazla 300 milyon maaş verileceğini söyledim. Kendisine tavsiye olarak, "Gel sana bilgisayar ve 10 parmak klavye öğreteyim, ehliyet alalım. Bazı kurslara katıl. Masraflarını çıkarmak için 1 yıl idareten bir işte çalış. Bana cevabı: "Dayı ben öyle 300 milyona çalışmam en az 750 milyon olmalı ki çalıştığıma değsin." İşte buyrun, hazır yiyici sadece tüketen bir toplum olduk, üretmek bize zor geliyor. Ama kötülemek, aşağılamak çok işimize geliyor. Bir başka olay; "Deniz Feneri Derneği'nin aktif gönüllü dağıtıcılığını yaptığım bir sırada bir aileye iki koli gıda erzakı götürdüm. Erzakları teslim ettim. Bana evin işsiz reisi ne dedi biliyor musunuz? - Beyefendi bizim ufaklığa beşik, çocuk bezi, süt ve mama lazım. Niye onları getirmiyorsun...?" Ben kendisine, size bunlar tahsis edilmiş desem de... "Olur mu amca, çocuk geceleri beşiksiz uyumuyor, bezsiz, sütsüz ve mamasız olmuyor..." (Kardeşim sen çocuğu Deniz Feneri Derneğine sorarak mı yaptın, neyse). Ben çalışıp, çalışmadığını sorduğumda, iş bulursam çalışıyorum. Ama devamlı çalışamıyorum, beni sıkıyor, şöyle 800 milyon 1 milyar olacak ki çalıştığına değsin. (Nasıl olsa Deniz Feneri Derneği bedavadan bakıyor ya...!) - İlâveten, sahi bizim elektrik, su ve kiranın da günü geldi. Yardımı hesabımıza mı yoksa sizinle mi yapacaklar? (Bak bak, e bari bir de altlarına araba çekiverseydi Deniz Feneri Derneği... Ne iyi olurdu değil mi?) Evet işte böyle, bu ve bunun gibi kişilere yardım etmeye mecbur olmadığımız halde ne yapıp edip, milletimizi kandırıp kendilerine baktırmanın yolunu buluyorlar. Türkiye' ye dışarıdan kuş bakışı bakınca gününü boş geçiren tembel insanlar görürüz. Erkekler kahve köşelerinde siyaset yapar, kadınlar komşularda börek, çörek yerken dedikodu yapar. Akşam herkes evine gittiğinde buzdolabı ne kadar boşsa o kadar çok strese girer. İşsizlikten yakınan işsiz vatandaşımız bulduğu işi de beğenmez. Öyle ya belli bir yaşa gelmiştir her işte çalışamaz. Parası bol zahmeti az olan bir iş gerekli. Koskoca bir deniz gibi görülen ülke artık küçük bir göl şeklini almış hatta o göl de kurumaya başlamıştır. Bir kova su da ben dökeyim demektense kalan suyu da ben alayım düşüncesinde... Tabii ki herkes böyle değil ama çoğunluk bu şekilde. Bir arkadaş emekli olduğunda 40 yaşına yeni girmişti. Ben bildim bileli de hiç bir işte çalışmadı. Ama emekli maaşının azlığından da şikayet eder durur. Bir kaç kere çalışmasını söylediğimde çok kötü çıkışmıştı bana. Alışmış tembelliğe. Neden çalışsın ki? Kırsal kesimlerden söz etmek gerekirse; kendi köyümden bahsedeyim, kışın bir ay ekinler ekilir, yazın bir ay ekinler toplanır. Bütün köyün işlerini köyde bulunan 5-10 traktör yapar. Bu traktörleri de yaşları yeni 15 yaşını bitirmiş gençler kullanır. Oğlu 15 yaşını bitirmiş 35 yaşındaki baba yer içer, yatar uyur, kahveye gider... "Devletin malı deniz, yemeyen domuz" felsefesine uygun olarak yıllarca bu devlet kendi yurttaşları eliyle soyuldu. Fakat artık deniz de bitti. Devlet memuru olup hiç çalışmadan maaşları cebe attık... Devlet arazilerini yağma edip üzerlerine gecekondular kurduk... Çengeller atıp elektriği beleşe kullandık. Her yıl ekili tarlaları fazla göstererek teşvik pirimlerini cebe attık... Aldığımız tarım kredilerini ödemedik, faizlerin affını istedik ve aldık... Ürettiğimiz kalitesiz ürünleri yüksek fiyatla devlete sattık. Küçük sanayi ve esnaf olarak devamlı vergi kaçırdık ve ödemedik... Büyük iş adamları olarak yaptığımız her yatırımda teşvikler aldık, karşılığında devlete hiç bir şey vermedik... Rantiyeci olarak, devletten hortumladığımız paraları yine devlete çok büyük faizlerle borç verdik... Siyasiler olarak, iş adamı, basın ve bürokrasi ile işbirliği halinde devlet hazinesini, devletimizi kendimiz soyduk... Her kademede akraba ve siyasi yandaşlarımızı kayırdık... Tavşanlar gibi üreyerek, 7 - 8 çocuk yaptık, sonrada devletten yardım istedik... 35 yaşında emekli olarak 40 yıl devletin sırtından inmedik... Millet olarak çok çalışmamız gerektiği halde neredeyse bir yılın yarısını tatil yaparak geçirdik.... Yani uzun lafın kısası bu gariban devlete hiçbir şey vermeden sadece almaya afiştik... Halbuki almadan vermek sadece Allah´a mahsus idi. Netice de bu devlet, bizi bu milleti taşıyamadı. Devletimiz de bizlere verebilmek için yine bizlerin hatalı seçtiğiniz siyasilerin yanlış yönetiminde yıllarca borçlandı... Yıllarca borç aldı bizlere yedirdi ama sonunda saadet zinciri koptu ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ekonomisi sizlere ömür... Bu durumdan çıkmanın yolu kısa vadeli günlük önlemler ve sloganlar değildir. Tek çare köklü değişiklikler ve yeniden yapılanmadır... Bizim kafa yapımız değişmedikçe, IMF kredileri ile ekonomimiz biraz düzelir gibi olsa bile biz bu düzelmeyi yine çabuk bozarız...
Proje ve TemsilciliklerProjelerimiz hakkında daha ayrıntılı
bilgi almak için lütfen kardeş
sitelerimizi inceleyiniz.