HESAP NUMARALARI
EN TR
HESABIM
BAĞIŞ YAP
Bağış Sepeti
Seçim yapılmadı
Bağışçı Girişi
ŞİFREMİ BİLMİYORUM
AnasayfaHaberler Arşiv Haneleri Kriz Vurdu 7
23-02-2003
Haneleri Kriz Vurdu 7

Haneleri Kriz Vurdu 7

22 Şubat 2003 Üst gelir dilimindeki hanelerin tamamında televizyon var. Alt gelir grubunda bu oran yüzde 79. Üsttekilerin yüzde 42'si, alttakilerin ise yüzde 87'si kendisini yalnızca Türkiyeli olarak tanımlıyor 'Avrupalı değil, Türkiyeliyiz' VERİ-SGT 2002 araştırmasında en üst ve en alt yüzde 5'lik gelir dilimindeki hanelerin televizyon izleme, radyo dinleme, gazete okuma gibi alışkanlıkları arasında da belirgin farklar olduğu ortaya çıkmış. En üst gelirli yüzde 5 içindeki hane bireylerinin tamamına yakını haftada en az bir-iki gün ve daha sık TV seyrediyor. En alt yüzde 5'lik gelir dilimindeki hanelerde ise bu oran yüzde 80'e düşüyor. Çünkü üst gelir dilimindeki hanelerin tamamına yakınında televizyon varken, alt gelir dilimindeki hanelerin yalnızca yüzde 79'unda televizyon bulunuyor. Resmi büyük görmek için tıklayınız. Asgari düzeyde iletişim Alt gelir grubunun yarısı radyo dinlemezken, üst gelir diliminde radyo dinlemeyenlerin oranı yüzde 19. Hiç gazete okumayan hane bireylerinin oranı üst gelir diliminde yüzde 15 iken, alt gelir diliminde bu oran yüzde 77'yi çıkıyor. VERİ-SGT 2002'de bireylerin gazete okuma, TV seyretme, radyo dinleme, düzenli dergi okuma, internete girme sıklıklarından hareketle kitle iletişim araçlarına açıklık skalası oluşturularak hangi gelir grubunun bu araçlara daha açık olduğuna bakılıyor. Ortaya çıkan sonuç ise üst gelir grubundaki her iki bireyden birine karşılık, alt gelir grubundaki bireylerin kitle iletişim araçlarına açık olma oranı yalnızca yüzde 7. Yüksek ve düşük gelirli haneler arasındaki harcama farkı, bu hanelerdeki bireylerin dışa açık ya da kapalı olmalarını da etkiliyor. En üst yüzde 5'lik gelir grubundaki hanelerin yüzde 67.9'u dışa açık bir yaşam sürerken, en alt yüzde 5 içindeki hane bireylerinin yüzde 59.1'i dışa kapalı. Dışa kapalılık çalışanların ev-iş; öğrencilerin okul-ev; çalışmayanların da ev dışına zorunlu olmadıkça çıkmamaları anlamına geliyor. Dışa kapalı bir yaşam bireylerin zorunlu harcamaları dışındaki harcamalarının artmasını önlüyor. Dışa kapalı bir yaşam süren en alt yüzde 5'lik gelir grubu bireylerinin yıllık ortalama hane harcaması üst yüzde 5 gelir grubunun yıllık harcamasının 12 de 1'i. Fakat dışa açık yaşayanlar da yaygın olarak harcama gerektirmeyen komşu, arkadaş ve akraba ziyaretinde bulunuyorlar. Alt ve üst gelir grupları arasındaki önemli bir fark bireylerin gelir miktarıyla yakından ilgisi olan dışarıda yemek yeme, pastane, kafe gibi yerlere, sinemaya, tiyatroya gitmek alışkanlığında çıkıyor. En alt yüzde 5'lik gelir grubundaki bireylerden 19.6 kat daha fazla gelir elde eden üst yüzde 5'lik gelir grubundaki her iki bireyden biri bu aktivitelerde bulunuyor. Fakat düşük gelirli bireylerin bu etkinliklerde bulunma oranı yüzde 7'yi geçmiyor. AB'ye bakış açıları farklı En alt ve en üst yüzde 5'lik gelir grubu içerisinde yer alan bireylerin Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda farklı düşünceleri olduğu görülüyor. Yüksek gelirli hanelerdeki bireylerin yüzde 78.7'si üyeliği isterken, en alt yüzde 5'lik gelir grubunda 'AB'ye girmek isterim' diyenler bu grubun yarısını bile oluşturmuyor. Çünkü en alt yüzde 5'lik gelir grubunda bu konuda fikri olmayanların oranı oldukça yüksek. En üst gelir grubu içerisindeki hane bireyleri kendilerini Avrupa'ya yakın bulduklarını belirtmişler. Bu gruptaki bireylerin yaklaşık yarısı kendilerini önce Türkiyeli sonra Avrupalı görüyor. Fakat en alt gelir grubunda durum daha farklı. Bu gruptaki hanelerin yüzde 87'si kendilerini sadece Türkiyeli olarak görüyor. Krizin bittiğinden haberleri bile yok! Biçer ailesinin evinde televizyon ve radyo yok. 'Krizin etkileri azalıyor' iddiasına gülüp geçiyor: Bizdeki kriz devam ediyor. Timur Soykan Biçer ailesinin evindeki eşyalar, iki yatak, iki halı, soba, birkaç mutfak eşyası ve eski bir teypten ibaret. Teybin radyosu bozuk, televizyonları da yok. Ailenin babası Mehmet Biçer, dünya ve Türkiye'deki gelişmelerden arkadaşlarına sorarak haberdar oluyor. Bunun için 'krizin bittiğinden' de haberi yok. Çünkü günlük yaşamında pahalılığın her geçen gün arttığına ve yaşam koşullarının her geçen gün biraz daha kötüleştiğine tanık oluyor. Gaziosmanpaşa Habipler'de tek katlı iki küçük odalı bir gecekonduda 70 milyon lira kira vererek yaşayan Biçer ailesinin aylık geliri, 200 milyon lira. Baba Mehmet Biçer, anne Nezahat Biçer ve dört yaşındaki çocukları Emrecan'ın yanı sıra Mehmet Biçer'in iki kardeşi de aynı evde kalıyor. Krizin ardından yıllarca işsiz kalan Mehmet Biçer, altı aydır bir konfeksiyon atölyesinde çalışıyor. Mart ayında maaşına zam yapılacak. "En fazla 10 milyon lira zam yapılır" diyor. Kazandığı paranın karınlarını bile doyurmadığını anlatıyor. Bez parçaları yakıp ısınıyorlar Maaşı ayın ortası gelmeden tükendiği için eşi ve dört yaşındaki oğlu, çoğu zaman kayınpederinin yanında kalıyor. Ekonomik krizden önce aile olarak birlikteydiler ve Altınşehir'de şu ankinden çok daha iyi bir durumdaki evde kalıyorlardı. Ekonomik krizin ardından işsiz geçirdiği günlerde evlendiğinde aldığı bütün elektronik eşyaları yok pahasına satmak zorunda kaldı. "Karnımızı doyurmak için, çocuğuma bakmak için satmak zorundaydım" diyor. Kış aylarında en büyük sorunları ısınma. Yakacak almaya paraları olmadığı için soğuk günler geçiriyorlar. Baba Biçer, konfeksiyonda artakalan bez parçalarını evine taşıyor. Bez parçalarını yakarak ısınıyorlar. Ancak bez parçaları tükendiğinde çoğu zaman soba yanmıyor. Bayramda 8 milyon liraya aldıkları bir torba odun ve kömürleri var. Son derece tasarruflu bir şekilde yakarak ısınmak zorundalar. Bayramın hayatlarına getirdiği bir önemli yenilik ise et yemek olmuş. Aylardır evlerine et girmeyen Biçer ailesi için komşularının getirdiği et çok önemli. Dört yaşındaki Emrecan neredeyse bayramdan bayrama et yiyor. Hastalık var, ilaç yok Mehmet Biçer'i en çok etkileyen küçük çocuğunun bu yoksulluk içinde büyümesi. Ne bir oyuncağı var, ne de normal bir şekilde beslenebiliyor. Soğuk nedeniyle sürekli hastalanıyor. Ama tedavi ettirecek ne bir sosyal güvence ne de paraları var. En son bronşit olmuş Emrecan. Mehmet Biçer, "Doktora götürdük. Ama ilaçları alacak paramız kalmadı. Her gün reçete cebimde evden çıkıyorum. Ama para bulamadan, ilaçları alamadan dönüyorum" diyor. Mehmet Biçer, en çok 10 yıl önce terk ettiği memleketi Adana'ya dönmek istiyor. Ama orada da iş yok. "İstanbul'da en azından 200 milyon lira kazanabileceğim bir iş buldum" diyor. Ekonomik krizlerin etkisinin azaldığı yönündeki söylemlere, "Bizim hayatımız sürekli daha kötüye gidiyor. Kriz hiç bitmiyor" yanıtını veriyor. Biçer, "Tek istediğim iş. Ben gencim, gece gündüz çalışırım. Her türlü işi yapabilirim. Bizim yoksulluğumuzun tembellikten olduğunu söyleyen zenginler oluyor. Ben günde 13 saat çalışıyorum. Daha da fazla çalışırım" diyor. 'Her şeye rağmen umutsuz yaşanmıyor' Üç çocuklu Coşkun ailesi de yoksullukla savaşıyor. Anne Coşkun 'İleride belki düzelir diye umut ediyoruz. Umutsuz olmuyor' diyor. Hatice Yaşar Yoksulluğun yaşandığı mekânların ortak özelliği olan soğuk, büyümemiş çocuklar, hastalık ve ümitsizlik Coşkun ailesinin evinde de var. Küçük bir elektrik sobasıyla ısıtılan evin oturma odasında anne Gülcan Coşkun, yere kurduğu sofrada pazı haşlama ve makarnadan oluşan mönüyle çocuklarının karnını doyurmaya çalışıyor. İstanbul Valiliği'nin her perşembe günü düzenlediği 'Halk Günü'nde 'Belki bir yardım olur' diye yanımıza yaklaştı Gülcan Coşkun. Evde telefonu yoktu ama adresini ve kendisine ulaşmamızı sağlayacak bir yakınının cep telefonu numarası verdi. Koşullarını yerinde görmemizi istiyordu. Arife gününde ziyaret ettiğimiz Coşkun ailesinin evinde bayram telaşının emaresi bile yoktu. Ne çocuklara bayramlık ne de gelen misafirlere ikram etmek için şeker alınmıştı. Beş yıl önce evlenen 23 yaşındaki Gülcan, söze eşinin artık bir işi olmadığını belirterek başlıyor: "Evlendiğimizden beri eşim inşaatlarda işçi olarak çalışıyor. Bir zamanlar kıt kanaat da olsa geçinebiliyorduk. Ama ne zaman ki kriz oldu, inşaat işleri de durdu. Eşim bir hafta çalıştıysa, bir hafta boşta kaldı. Birkaç aydır şansına düzenli bir işi vardı. Ama bayramdan sonra çalışamayacak. Çünkü işyeri kapandı. Fazla mesaiyle birlikte aldığı 250 milyon lira maaş, ayın yarısı dolmadan bitiyordu gerçi ama, şimdi o da yok. 350 milyon lira su faturası birikti ödeyemeyince. Takside bağladık ama yine de ödeyemiyoruz. Elektrik deseniz o da 400 milyon birikti. Çünkü aylardır faturaları yatıramıyoruz." 'İyi beslenemiyoruz' Gülcan Coşkun hikâyesini anlatırken, çocukları beş yaşındaki Musa, dört yaşındaki Buse ve 1.5 yaşındaki Davut yer sofrasındaki makarnadan kaşıklıyor. Bronşit hastası olan Davut, hırıltıyla nefes alabiliyor. Annesi ev soğuk olduğu için bronşitinin azdığını söylüyor. Çocuklardan söz açılmışken, "İyi beslenmelerini sağlayabiliyor musunuz?" diye soruyoruz. Coşkun, "Mümkün değil. Görüyorsunuz çocuklar ne kadar zayıf. Doğru düzgün beslenemiyorlar. Sütü çok seviyorlar ama 1 litre süt 600-700 bin lira. Alamıyorum. Geçen gün Buse, bir çocuğun elinde meyveli yoğurt görmüş. "Ben de isterim" diye ağladı. Alamadım. Daha çok pazı, ıspanak, çorba, makarna ve pilav gibi şeyler yedirebiliyorum. Çünkü ucuza geliyor. Et ise hiç alamıyorum; kilosu 7-8 milyon lira. Nasıl alayım ki?" diye yanıt veriyor. Gülcan Coşkun daha şimdiden gelecek yıl okula başlayacak Musa için kara kara düşünüyor: "Adım atsan para. Önlük, kitap, defter, beslenme çantası... Nasıl yapacağız, bilmiyorum. Kendimi düşünmüyorum da çocukların geleceği beni korkutuyor. Geçen yıl 'Deniz Feneri'nden verilen bayramlıklar dışında giyecek hiçbir şey alamadık çocuklara." Coşkun ailesinin biriken borcu yalnızca faturalarla sınırlı değil. Bakkalın veresiye defterindeki 100 milyonun nasıl ödeneceği de meçhul. Geçen gün bakkala beş ekmek almak için giden Coşkun, eli boş dönmüş, bakkal "Önce borcu ödeyin" deyince. Evde çamaşırlar birikmiş. Gülcan Coşkun, sabun olmadığı için yıkayamadığını söylüyor. Parasızlığın beraberinde getirdiği umutsuzluk, 23 yaşındaki Gülcan'ın gözbebeklerine hüzün olup oturmuş. Çalışmak istiyor ama çocukları bırakabileceği kimsesi yok. Tüm bu olumsuzluklar içinde belki de görece 'en iyi' denebilecek şey, oturdukları evin Gülcan Coşkun'un kaynanasına ait olması. Gülcan'ın 'bir umut' diyerek gittiği Valilik ise onu Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı'na sevk etmiş. Ancak daha önce başvurduğu makamlardan, kaynanasının evinde oturuyor diye yardım alamadığı için çok da umutlu değil: "Parasızlık çok kötü tabii ki. Çocuklar büyürse o zaman çalışabilirim. Eve birkaç kuruş katkım olur. İleride belki düzelir diye umut ediyorsunuz yine de. Umutsuz yaşanmıyor ya..."
Proje ve TemsilciliklerProjelerimiz hakkında daha ayrıntılı
bilgi almak için lütfen kardeş
sitelerimizi inceleyiniz.