HESAP NUMARALARI
EN TR
HESABIM
BAĞIŞ YAP
Bağış Sepeti
Seçim yapılmadı
Bağışçı Girişi
ŞİFREMİ BİLMİYORUM
AnasayfaHaberler Arşiv Sadece Kurban Bayramlarında Et Yiyebiliyoruz
02-02-2004

Sadece Kurban Bayramlarında Et Yiyebiliyoruz

1 Şubat 2004 Zaman H. Salih Zengin Yoksul olunca komşun bile bayram ziyaretine gelmiyor Eve en son altı yıl önce ütü alan Dinçsoy ailesinin yardımlardan oluşan sabah-öğle ve akşam yemeği bazı günler hiç değişmiyor. Evdeki bütün eşyalarını yardımseverlerden toparlayan aileden daha kötü şartlarda yaşayanlar elbette bir hayli fazla. Ancak açlık sınırında yaşayan bu uç örneklerin dışında hüküm süren yoksulluğa değinmek için konuştuk Dinçsoy ailesiyle. Çünkü bu türden bir yoksulluk apartmanımızın alt katındaki bir dairede bile yaşanması mümkün olabilen türden; sessiz ve çaresiz.. Yoksulluk, yaşanılan ve ancak yaşayanın anlatabileceği bir hâl olduğu için sorusu ve yanıtı olmayan bir suskunluk durumu. Bazen siyasi propagandalarda bazen köşe yazılarında bazen de sosyal araştırma ve raporlarda rastladığımız teknik bir kavram. Fakirin görülüp gözetilmesinin elzem olduğu bu bayram gününde; bu suskunluk halini çözelim ve bunun da ötesinde yoksulluğa teknik değil pratik bir açıdan bakalım istedik. Yoksul ve yoksulluk mefhumu zihinlerimizde nereye karşılık geliyor ve gerçekte o nasıl bir şey? Ödeme güçlüğü altındaki insanlar Kurban Bayramı´na ve sofralarına düşen bir parça lüks yemeğe nasıl bakıyor? Memleketinizden İstanbul´a ne zaman ve niçin geldiniz? Muzaffer Dinçsoy: İstanbul´a ilkokuldan çıktıktan sonra geldim, askerliğe kadar pastane türü işlerde çalıştım. Askerden geldikten sonra nişan yapıp evlendim. Borçla harçla evlendik işte, 9 yıl oldu. Memlekette kalsaydınız ne olurdu? M.D.: Memlekette yerimiz var; ama verim yok. Orada da para olmayınca hayat bitiyor yani... Şu an simitçilik mi yapıyorsunuz yine? M.D.: Seyyar arabada simit satıyorum. Bakırköy´den alıp mahallelerde satıyorum. Günde kaç simit satıyorsunuz? Ya da şöyle sorayım, cebinize günde kaç lira para giriyor? M.D.: 120-130 simit satıyorum, en fazla 150 yani. Simit başına 120 bin lira kalıyor, 100 simit satıyorsam 12 milyon kalıyor. Yağmur yağdığında işe çıkamıyorum, belli olmuyor yani. Günler zor geçiyor yani? Fatma Dinçsoy (eşi): Evlendiğimde 17 yaşında idim. Evlendim; ama daha büyük sorumluluk altına girdim. Yani hayatın bir ucundan tutamadan hayat akıp gitti. Ne evlilikten anladım, ne bekarlıktan. Çileli geldik, çileli gidiyoruz. Şu an en büyük sorununuz nedir? F.D.: Çocuğum. 1 yaşındaki Emir, her gün tıkanıyor. Astım var, kalp var. Kalp tedavisini hiç yaptıramadık. Deniz Feneri Derneği gıda yardımı yaptı. Her hafta 40 milyonluk ilaç alıyorum. Muayene ettiremiyorum ki, ilaçları değişti mi değişmedi mi bileyim. Biri çocuğumun tedavisini üstlensin, onun kölesi olurum! Kaç çocuğunuz var? F.D.: Üç çocuğum var; Emre (10), Ercan (6) ve Emir (1). Emir hasta ama diğer çocuklarımın da bu sıkıntılar yüzünden psikolojileri bozuk. Eve ne kadar kira ödüyorsunuz? F.D.: 150 idi 200 milyon yaptı. Ödeyemiyorsan çık diyorlar, çık! 5 aylık kira borcumuz var. Nereye gideyim yani, bodrum kat tutsam astımlı çocuğum tıkanıyor. M.D.: En son sana 190 milyon olsun dedi. Durumumuzu kendisi de biliyor ama... Ödenmemiş faturalar var, borç bulabilirsem ödüyorum. En son ne almıştınız eve? F.D.: En son taksitle ütü almıştım, altı sene önce. Borcunuz ödeyemeyecek kadar çok mu? F.D.: Adapazarı´ndaki kardeşimden 400 dolar almıştım. Kocası ikide bir istiyor, yoktan ne verebilirim ki? 3 bilezik görümcemden almıştım. Ev sahibine de kira borcum var. Benim için çok çok para bu. Toplasak 2 milyarı geçmez, ama 15 milyon lira gün geliyor trilyon oluyor benim için. Komşularınızın yardımı olmuyor mu? F.D.: Bu binada herkes kiracı, onların da durumu iyi değil. Kimse kimsenin umrunda değil. Dışarıda görürlerse Allah´ın selamını veriyorlar. M.D.: Ayda elime 500-600 milyon geçse çok rahat ederim. Sigorta da olsa... Peki Spor Toto, Milli Piyango gibi şans oyunlarını oynuyor musun? M.D.: Bir kere Sayısal Loto oynadım ama çıkmadı. (Gülüyor) Büyük miktarda para çıksaydı ne yapardınız? M.D.: Bizim gibi fakir, yetim, yoksullara yardımda bulunacaktım, içimden öyle geçmişti. Diyelim 1 trilyon çıksaydı? M.D.: O kadar büyük rakamı hayal bile etmedim. (Gülüşmeler) Bizim gibi düşük insanlar Türkiye´de çok ya, verirdim yani. Hayırı severim ben. Peki siz bu halinizle yoksul insanları düşünüyorsunuz da, onlar düşünmüyor mu? F.D.: Abi, parası olanların yanına var, ağlıyorlar. Yok şunu ödeyemedik, bunu yapamadık diye... Sana öyle bir ağlama yapıyorlar ki, orada senin çıkarıp vermen gerekiyor neredeyse. Parası olan ağlıyor, olmayan ağlıyor. Yoksulluk nasıl çözülecek bu durumda? F.D.: Her yerde zenginin akrabası gülüyor yine. Bir yerde akrabası, dayısı olanın keyfi yerinde. Bizim dünyada kimimiz var ki? Çocuğunuz dışında sizin ne gibi problemleriniz var? M.D.: Benim midem kötü. Babamın hastalığında üzüntüden bu hale geldim. Moral bozuk işte. F.D.: Benim psikolojim bozuk. Yeri geliyor intiharı düşünüyorum. Bir gün kömür, yiyecek filan yoktu. Evdeki tüpü çıkardım, odaya getirdim, hepimizi öldürecektim. Komşum durumu fark etti ve gece boyunca gitmedi. (Ağlamaya başlıyor.) Fatma Hanım, İstanbul´da hastane dışında bir yere gittiniz mi? Denizi gördünüz mü mesela? F.D.: Hayır, hiçbir yere gitmedim. Gebze´den gelirken Boğaz Köprüsü´nün üzerinden denizi görmüştüm. Bir daha da görmedim. Çocuklarımla bir pastaneye gidip bir pasta yemiş insan değilim. Evde pasta yapabiliyor musunuz? F.D.: Yapamıyorum. Çocuğumun doğum günü oldu, oğlumu "Anne bana küçük bir pasta yap" dedi, yapamadım. (Tekrar gözleri doluyor.) Yemek olarak ne yapıyorsunuz? F.D.: Kuru erzak yardımı yapılırsa onları yapıyorum. Onlar gelmeyince bir çorba kaynatıp, makarna pişiriyorum. Yemek yapamadığınız gün oluyor mu? F.D.: Oluyor. O an yaşamaktan nefret ediyorsunuz işte. Çok kötü bir duygu. "Keşke dünyaya gelmeseydim" diyorum. Evlendiğime evleneceğime pişman oluyorum. Beraber geziyor musunuz? M.D.: Ya sokağı gezmişizdir çocuğa hava aldırırken. (Gülüşmeler) Gezme yok onun dışında. Hiçbir şeye kafanızı takmadığınız bir gün geçirmediniz mi? F.D.: Yok... Maddiyat çok bunaltıyor insanı. Bazıları "Para neye yarıyor ki?" diyor. Yeri geliyor "Anam babam" diyorum yani. Para olmayınca hiçbir hayat yok. Sizden daha kötü durumda olanlar hakkında ne düşünüyorsunuz? M.D.: Bizden daha kötü durumda olanları görünce şükrediyoruz yani. F.D.: Ben eli açık bir insanımdır. Kapıma geleni boş çevirmem. Ekmeğim varsa onu veririm, iki başörtüm varsa birini ona veririm yani. "Sadece Kurban bayramlarında et yiyebiliyoruz" Günde kaç ekmek tüketiyorsunuz? M.D.: 7 ekmek. Bazen alamadığımız da oluyor. F.D.: Yediğimiz ekmeğin, kullandığımız suyun hesabını yapıyorum. Bir kova su ile evin her yerini silerim. El-yüz yıkarken az kullanırız suyu. Pazara çıkıyor musunuz? F.D.: Çok nadir. Çıkarsak meyve, ıspanak, pancar, pırasa alıyoruz. Çıkınca da akşam üzeri fiyatlar ucuzlayınca alıyoruz. Meyve 1 milyonsa almıyoruz mesela, 500 bin lira ise alıyoruz. Evde pişen en özel yemek nedir? F.D.: Mesela tavuk kızartmasını, kek ve kurabiyeleri çok severler. İsteyip de veremediğim zaman... Onu sormayın işte. Çocuklarım bu yaşta fakirliğin ne olduğunu biliyor. Çok şey istemiyorlar. Çocuğumun isteyip yapamadığım çok yemek oldu. Köfte, balık istiyor alamıyorum ki. (Ağlamaya başlıyor) En son giysi olarak ne aldınız? M.D.: Bayramlık bir kazak ve pantolon almıştım çocuğuma. Kendimize bir şey almadım. F.D.: İki senedir bir şey almadım ben. Kurban Bayramı geliyor, ne düşünüyorsunuz? M.D.: Heyecanlanıyoruz tabii. Ama çoluk çocuk bayramlık istiyor, yiyecek içecek gerekiyor, harçlık lazım. Bunlar olmayınca tadı yok aslında. Kurban kestiniz mi hiç? M.D.: Bir kere nasip olmuştu. O zaman kesmiştim. Durumum olsa keserdim yani. Kurban Bayramı´nda size para verilmesini mi yoksa et verilmesini mi isterdiniz? M.D.: Et verilse daha iyi. Hiç et alamıyoruz yani, hiç olmazsa çoluk çocuk et yemiş oluruz. Para bulursak tavuk alıyoruz. 2 milyon lira filan tutuyor. Tek yediğimiz et o... F:D.: Bayram geliyor; ama bir şey olmayacak ki! Deliye her gün bayram demişler. Bayram da aynı, diğer günler de... Allah herkesin Kurban Bayramı´nı mübarek etsin, kurban kesenlerin kurbanını kabul etsin. Allah kesmeyi bana da nasip etsin. Benim halimi hatırımı sorsunlar yeter. Para verseler de olur tabii. Ama o parayla yine et almayacak, başka ihtiyaçlarınızı karşılayacaksınız. F:D.: Evet, ihtiyaçlarım var. Fakat bu bayramın bir özelliği de yoksulun ve zenginin sofrasında aynı yemeğin bulunması değil mi? F:D.: Öyle; ama ne bileyim yani, lüks gibi geliyor bana et yemek. Et getirilirse de memnun olurum. Olsa bir etli kuru fasulye yapar, kavurur pilavımın üzerine dökerim. En son ne zaman et yemeği yapmıştınız? F:D.: Geçen yıl Kurban Bayramı´nda annemin evinde yemiştim. Ama ben bayram sabahları ağlarım hep. Herkes sevinirken, ben ağlarım. Biz herkesten birer ikişer adım geride yaşıyoruz. İnanın, elde avuçta bir şeyler yoksa komşular oturmaya bile gelmiyor. Hiç istemem yani. Bayram geldiğinde içimden hep "Keşke bayram hiç gelmese." derim. Dinçsoy ailesinin en küçüğü olan bir yaşındaki Emir, astım hastası ve kalbinde sorunu var. Annesi Fatma Hanım, "Biri çocuğumun tedavisini üstlensin, onun kölesi olurum" diyecek kadar çaresiz. Emir muayene götürülemediği için hâlâ bir yıl önce yazılmış reçetedeki ilaçları kullanmak zorunda. Emir´in haftada 40 milyon lirayı tutan ilacı ailenin belini büken en büyük yük.
Proje ve TemsilciliklerProjelerimiz hakkında daha ayrıntılı
bilgi almak için lütfen kardeş
sitelerimizi inceleyiniz.