HESAP NUMARALARI
EN TR
HESABIM
BAĞIŞ YAP
Bağış Sepeti
Seçim yapılmadı
Bağışçı Girişi
ŞİFREMİ BİLMİYORUM
AnasayfaHaberler Arşiv Yarın 23 Nisan Neşe Dolamıyor...
23-04-2005

Yarın 23 Nisan Neşe Dolamıyor...

22 Nisan 2005 Zeki Coşkun Çocuklar gaza gelip, bir günlüğüne dünyanın kendilerine verildiğini sanabilir, iyi de olur. Cumhurbaşkanının, başbakanın, Meclis başkanının koltuğuna kuruluverirler 5-10 dakikalığına. Mahsusçuktan söz sahibi olurlar. Bayram dışı zamanlardaysa çocukları imha harekâtı yürürlüktedir. 11 Yaşındaki Fatma Çelik'in "Zenginlik her sabah poğaça yiyebilmektir" sözlerinden habersiz, kahvaltı için fırından poğaça alıyordum pazar sabahı. 'Deniz Feneri Derneği 1001 Çocuk 1001 Dilek' kampanyası başlatmıştı. Türkiye'nin yedi bölgesinde en fakir yedi okulun öğrencilerine 'Doğum gününde hediye paketi verilse, içinden ne çıksın istersin?' diye sorulmuş, yanıtlar yazılı olarak alınmıştı. 11 Yaşındaki Fatma'nın 'zenginlik' algısını ve doğum günü için arzuladığı tadı, lezzeti ortaya koyan poğaça gerçeği işte oraya yazdığı mektupla çıkıyordu ortaya. Hayat 8-10 yaşındaki çocukları öylesine tokatlamış, öylesine hızlı yetişkinleştirmişti ki, belki de hiç doğum günü kutlamamış çocuklardan çoğunun aklına, bir defacık alacakları hediye paketinde, oyuncak beklemek bile gelmiyordu. Acil ve kalıcı çözüm peşindeydiler. Kimi babasına iş istiyordu, kimi annesine ilaç... Temel gerçeklik değişmedikçe doğum günleri hiçbir zaman kutlanmayacak, biliyorlar. 5. sınıf öğrencisi Duygu ise "Bugüne kadar hiç yeni önlük giymedim, yeni kıyafet almadım. Sizden ricam şudur. Bütün çocuklar gibi 23 Nisan'da bizim de sevinmek hakkımız. Yeni giyinmek istiyoruz" diye yazmış. Vatan gazetesinden arkadaşlar, Deniz Feneri'ne gelen mektupların izini sürerek Duygu'nun yaşadığı evi bulmuşlar. Bayrampaşa'da bir bodrum katı. İki kardeşi daha var. Baba hasta, babaanne de onlarla kalıyor. Altı kişilik aile. "Kardeşlerimle daha rahat ders çalışabilmek için bir çalışma masamızın olmasını, hatta diğer zengin çocuklarındaki gibi bilgisayarımızın olmasını isterdim. Oysa biz kalemlerimizi bile bitene kadar kullanıyoruz./.../ Görüyorsunuz tüm bu isteklerim bir hayal, hepsinin rüya olduğunu biliyorum" diyor. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Çocuk ve Allah şiirini anmanın yeridir: Çocuklar korkunç Allahım... Çocuklar korkunç, çocuklar muhteşem, masum. Yetişkinlerin korkunç ve acımasız dünyasında birer kurban onlar. Bayrampaşa'daki döküntü binanın bodrum katında ikamet eden Duygu, "Benim diğer zengin çocuklardan farkım ne" diye soruyormuş annesine. Aldığı yanıt: Kader. Aslında 'zengin çocukları'nın kaderinin de pek farklığı olmadığı görülüyor. İstanbul'un zengin tabakasının ikamet ettiği Kalamış'ta ilkokula başlayan bir yakınım vardı. Sınıf öğretmeni, çocuk için "Ötekilerden biraz öndeydi, farklıydı, ben onu düzledim" demişti, başarısıyla övünerek! Eğitimde ilk adım, düzlemek... 45 kişilik sınıfta öğretmen gayretiyle düzlenen, kokudan tuvalete giremeyen çocuk 'devlet okulu'ndan alınıp, 'Her şey sevgiyle başlar' sloganını kullanan özel okula verildi. Öyle özeldi ki okul, daha ilkokul ikinci sınıfta gücü yeten çocuk, gözüne kestirdiğini sürekli pataklıyor ve okul özel 'müşteri'ye hiçbir şey yapmıyordu! Güya rehberlik servisinde psikolog olarak istihdam edilen kişi, psikoloji eğitimi almamıştı. Drama öğretmeniyse, halkla ilişkilerden devşirilmişti. Parayı alıp durumu idare etmeye uğraşan özel okul idarecileri için, her şey 'inkâr ve ret'le başlıyordu. Çocuklar korkunç Allahım... Yetişkinler?
Proje ve TemsilciliklerProjelerimiz hakkında daha ayrıntılı
bilgi almak için lütfen kardeş
sitelerimizi inceleyiniz.