HESAP NUMARALARI
EN TR
HESABIM
BAĞIŞ YAP
Bağış Sepeti
Seçim yapılmadı
Bağışçı Girişi
ŞİFREMİ BİLMİYORUM
AnasayfaHaberler Arşiv Yoksulluk Gittikçe Derinleşiyor 1
05-04-2003
Yoksulluk Gittikçe Derinleşiyor 1

Yoksulluk Gittikçe Derinleşiyor 1

4 Nisan 2003 Recep Bozdağ Deniz Feneri Yardımlaşma Derneği (DFYD) Genel Başkanı Yusuf Atalay, 1960 Bingöl doğumlu. Bingöl´ün tanınan ailelerinden birinin çocuğu olan Atalay, 1978 yılından beri İstanbul´da bulunuyor. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Atalay aynı zaman bir hukuk bürosunun da sahibi. Atalay, yoksullara yardım konusunun içine girmenin bir gönül işi olduğunun altını çiziyor. Deniz Feneri Derneğinin bir tv programı olarak başladığını belirten Atalay, bugünlere gelen Deniz Feneri Derneğinin kuruluşunu şöyle özetliyor: "Ramazan ayında, `Ramazan ve Şehir´ adlı bir program yapıyorduk. Orada temel amaç yoksulluk sorununa dikkat çekmek, yardımseverliği teşvik etmekti. Program zamanla insanların müracaat kapısı haline gelince, tv program olarak kalmadı. DFYD, sivil bir toplum örgütü haline dönüştü. Ben de burasından itibaren bu işe dahil oldum. "Üniversite yıllarından bu yana sosyal faaliyetler içinde bir kişi olduğunu kaydeden Atalay, önceden beri bu gibi işlerin içinde olduğum için, derneğin yönetim kurulu başkanlığı teklif edildi. Memnuniyetle kabul ettim. Zaten gözlerim yaşararak izlediğim programa bizzat gelip mutfakta çalışmak istedim. O zamandan beri de DFYD içindeyim." *Bir tv programını dernek haline getirmek nereden geldi aklınıza? Tv´lerin temel toplumsal amaçları ve sorumlulukları vardır. Topluma iyi şeyleri göstermek, toplumu iyiye yönlendirmek amaçları arasındadır. Bizim tv programımız temelinde yoksulluğa dikkat çekmek, yardımseverliği arttırmak amacıyla yapılmaya başladı. İnsanların programı müracaat kapısı olarak görmesiyle birlikte Deniz Feneri Derneği (DFD) kuruldu. Oradan itibaren 5 yıldır yardım faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. O zaman ile şimdi arasında çok fark var. DFD´nin bugünkü geldiği nokta ile dün arasındaki farklar çok fazla. 1998 yılının ikinci yarısında, İstanbul çapında bir kaç yüz fakirin müracaat ettiği bir dernek iken; bugün yurt genelinde binlerce yoksul insanın müracaat kapısı haline geldi. Ne kadar yaşlı, gönlü kırık ve mağdur durumda kıvranan kimse varsa bir şekilde DFD´yi duyup, buraya başvuruyor. Şu anda başvuru yapan aile sayısı 76 binin üzerinde. Bütçemiz imkân verdiği müddetçe yardım ediyoruz. İnsanlara bir yandan maddî ihtiyaçlarını sağlamaya çalışıken, bir yandan da `yoksulluk sorununun ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz.´ Bu noktada, üzerimize çok büyük sorumluluk düştüğünü düşünüyoruz. Ülkemizde bu çapta çalışan başka bir sivil toplum kuruluşu yok. `Deniz Feneri´nin Büyümesinden Hoşnut Değiliz! Şartlar bizi ister istemez büyüttü. Türkiye´de yoksulluk büyüdükçe DFD´de büyüyor. Aslında biz bundan hoşnut da değiliz. Bu noktada bir tezat yaşıyoruz. Bir yandan büyüyoruz, ki bir kuruluşun büyümesinden insanlar mutlu olur. Ancak, bizim büyümemiz yoksulluğun büyümesi anlamına geldiği için bundan mutlu değiliz. Ama bu da ülkemizin gerçeği. Bütün işlemlerimiz ISO 9002 kalite standardında yürüyor. Yani bu gibi çalışmalar dünyada, hangi kalitede yapılıyorsa, bizde de o kalitede. Bu şu anlama geliyor: Bize gelen nakdi ve ayni yardımlar gelişigüzel sevk edilmiyor. Bilimsel temellere dayanan bir şekilde kullanıyoruz. Yardımın yönetimini çok önemsiyoruz. Bize gönderilmiş bir ayakkabı, ayakkabı isteyen bir insana gelişigüzel gönderilmez. O ayakkabının, o adamın ayağına uyup uymayacağını bilerek gönderilir meselâ... Yardımları gönderirken bir sosyal inceleme yaparak, yardım talebinde bulunan aileler ile alâkalı öncelikli olarak gerçekten bizim kriterlerimize göre yoksul bir aile olup olmadığını inceliyoruz. Hayat standardını ölçmeye çalışıyoruz. Ondan sonra bu aileye, bütçelerine göre yardım edilip edilmeyeceğine eğer yardım edilecekse ne yardımı yapılacağına karar veriyoruz. Yani işte adam bize "Ben açım, bana ekmek verin" diyorsa biz olaya ekmek verme açısından bakmıyoruz. Kendimiz öncelikle o ailenin ihtiyaçlarını görmeye çalışıyoruz. Sağlık sorunu eğitim sorunu, barınma sorunu, vb. Bunu yaptığımız sosyal incelememiz ile belirliyoruz. Ortaya bir hayat standardı koyuyoruz. Ondan sonra yardımlarımızı yapıyoruz. Sadece vermeyi de uygun bulmuyoruz. Eğer bu ailede iş potansiyeli varsa, buna bir vasıf kazandırarak, meslek edinmelerini sağlıyoruz çünkü bir yere kadar yardım edersiniz bir yerden sonra ailenin kendisi ihtiyaçlarını karşılayabilir. Meslek Edindirme Projelerimiz Var *Sadece yardım çalışması mı yapıyorsunuz? Yardım yapılan ailede iş potansiyeline sahip bireylere bir meslek edindirme gibi projeleriniz var mı? Faaliyetlerimize ilk olarak bize müracaat eden ailelere yardım şeklinde başladık. İşin içine girdikçe gittikçe derinleşen bir sorun yumağı gördük. Bu çerçevede neler yapabileceğimizi aramaya başladık. O kapsamda, bize müracaat eden ailelere gerekli incelemeleri yaptıktan sonra yardımları ulaştırıyoruz. Ancak bu ailelere sürekli yardımlarla desteklenmesinin doğru olmadığını da düşünerek bu ailelerdeki iş potansiyellerini ortaya çıkarmak için çalışmalar yapıyoruz. Meselâ bağış yaptığımız ailelerden geçen yıl, Cumhurbaşkanımızın başlatmış olduğu `Eğitime Destek Kampanyası´ kapsamında biz de görüşmeler yaptık. Yardım ettiğimiz ailelerdeki iş potansiyeli olan kadınlara meslek edindirme konusunda çalışmalar yaptık. Kadınların uygun olanlarını bularak onları Halk Eğitim Merkezlerine gönderdik. Buralarda dikiş nakış kursu verdik. Başarı ile bitirenlere de dikiş makinası hediye ettik. Bu, insanların kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak bir projeydi. Bizden yardım alan ailelerdeki gençleri ise muhasebe, bilgisayar, ehliyet ve üniversiteye hazırlık kurslarına gönderdik. Bir vesileyle o aileye bir işgücü kazandırmaya çalıştık. Bunları kendi imkânlarımız çerçevesinde yapabildik, ülkemizin yoksulluk sorununa deva olacak bir şekilde değil... Bu açıdan, biz yoksulluk sorununa devlet tarafından makro planlarla bir işgücü planlamasına gidilmesini istedik. Yatırımların hangi alana kaydırılacağı, nerede ve nasıl bir işgücüne ihtiyaç olduğu devlet tarafından bir planlama ile ortaya çıkarılmalı ve bu plan dahilinde de sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği halinde işgücü kazandırma faaliyetlerinin yapılması gerekir. *Devletin koordinasyon görevi mi yapmasını istiyorsunuz? Sivil toplum örgütü esprisi kaybolmadan devletin koordinasyon görevi yapması gerekir diyoruz. Ana planları devlet yapmalı. Meselâ, DPT´nin demesi lâzım ki; 2003 yılında konfeksiyon sektörünün potansiyeli şudur. Konfeksiyon sektörünü üst birimleri ile devlet beraber çalışarak hangi alanda elemana ihtiyacı varsa, sivil toplum örgütleri desteğiyle meslek edindirme kursları açılmalı, olanlar geliştirilmelidir. O yoksul insanlar oralarda eğitime tâbi tutulup vasıf kazandırılmalıdır. En azından evinden üretime katılabilmelidir. Doğu´da bunu bir kaç kuruluş denedi ve başarılı oldu. Çok zor da değil. Tüm bunların bir makro planla ortaya konulması ve buna göre şekillenmesi ülke yararına olur. Bunu önemsiyorum... Yoksulluk Konusu Gittikçe Derinleşiyor *Yoksulluk konusunu nasıl algılıyorsunuz? Yoksulluk meselesi gittikçe derinleşen bir konu haline geldi. Biz bu ailelere bir kaç koli gıda ve giyim malzemesi gönderiyoruz. Hatta bazan bununla neyi çözdüğümüzü de düşünüyoruz aslında. Biz o anda, o insanların karınlarını doyurup üzerlerini giydiriyoruz, yakacak verip soğuktan kurtarıyoruz. Ancak bu insan toplumun üretken, geleceğe dair ümitler besleyen, çocuğunu iyi bir toplum ferdi olarak yetiştirmeyi hedefleyen bir durum değil. Ailenin birbirinden haberi yok. Çocuk tinerci olmuş, eve gelmiyor. O gün eve gelmese kimsenin ruhu duymuyor. Bu aile yapısı toplum için çok tehlikeli. Yoksulluk zamanla kendi kültürünü-yoksulluk kültürünü-oluşturuyor. Biz bu konuda kendimizi yırtarak bas bas bağırıyoruz. Bakın bu çok önemli bir sorun. Diyorlar ki: "Türkiye´de sosyal patlama olmaz." Ben buna hiç katılmadığımı belirtmek isterim. Türkiye´de sosyal patlama olmaya doğru gidiyor. Çünkü yoksulluk galip çoğunluk haline geldiği zaman, sizin aç insanı durdurmak gibi imkânınız olmaz. Açlığın önünde bir şeyin durması mümkün değil. Yoksulluk sorununa dayalı olarak bugün toplumun hemen hemen bütün ailelerinin bir şekilde canı yandı. Evine hırsız girmeyen, arabasından teybi çalınmayan, kapkaççı tarafından eşinin kolundan çantası alınmayan aile hemen hemen yok gibi. Hemen hemen her ailede böyle bir vukuat olmuştur. Bunu tesbit amacıyla söylüyorum; o yoksul insanları suçlamak bakımından söylemiyorum. Ama suçun ve suçlunun üretildiği bir alan oluşuyor. Ve bu gittikçe galip çoğunluk haline geliyor. İstatistiklere göre, ülkemizde % 30´lar mertebesinde yoksul insan var diyorlar. Bunun % 50-60´lara ulaştığını düşünün; siz sokakta güvenle gezemezsiniz ki... Sosyal Güvencesi Olmayan Aileler Önceliklidir *Farklılığınız nedir? Yardım yaparken kriterleriniz var mı? İlk olarak büyüklük konusu var. Bunun yanında artık belirli bir çalışma kalitesine erişmiş olmamız... Bizim yardım yaparken oturmuş kriterlerimiz var. Herhangi bir sosyal güvencesi olmayan aileler önceliklidir. Gelir düzeyi hiç olmayan ya da çok az gelire sahip olanlar; meselâ ailenin çocuğu boyacılık yaparak, simit satarak her ay eve 70 milyon para getiriyor. Bu bizim ilgi alanımıza giriyor. Çünkü, o parayla geçinilmesi mümkün değil. O aileye en azından gıda ve giyim yardımı yapılmasını, sağlık giderlerinin karşılanmasını düşünüyoruz. Buna da sosyal incelemede çıkacak neticeye göre karar veririz. Bakıma muhtaç bir aile varsa, o aileyi uygun bir yere yerleştirmek için çaba sarfediyoruz. İleriye dönük olarak bünyemizde bu tip projelerimiz var. Kendi hizmetini göremeyecek derecede yaşlı ya da engelli olan kimseler var. Onlara yönelik bir bakımevi projemiz de var. Özetle, yoksul olmak, sosyal güvenceden yoksunluk, engelli olmak, yaşlılık, kimsesizlik, dul ve yetim durumunda olmak, çok düşük gelire sahip olmak ya da hiç bir gelire sahip olmamak kriterlerimiz arasında...
Proje ve TemsilciliklerProjelerimiz hakkında daha ayrıntılı
bilgi almak için lütfen kardeş
sitelerimizi inceleyiniz.