HESAP NUMARALARI
EN TR
HESABIM
BAĞIŞ YAP
Bağış Sepeti
Seçim yapılmadı
Bağışçı Girişi
ŞİFREMİ BİLMİYORUM
AnasayfaHaberler Arşiv Yoksulluk Gittikçe Derinleşiyor 2
06-04-2003
Yoksulluk Gittikçe Derinleşiyor 2

Yoksulluk Gittikçe Derinleşiyor 2

5 Nisan 2003 Recep Bozdağ Hayır kurumları teşvik edilmeli Ekonomik Krizin Etkileri Yoksul ötesi olarak tabir ettiğim bazı unsurlar da var. Malum, Türkiye ekonomik krize girdi ve krizin birçok etkisi oldu. Ancak sosyal sorunlar bu nedenlere bakmaz. Sosyal sorun; yoksulluktan mı patlar, ekonomik krizden mi patlar vb. Hiç bakmaz nedenine. Peki sosyal sorunlar patlayınca ne olur? Toplum bundan zarar görür. Dolayısıyla yoksul insanlar yoksulluk farklı bir kültür oluşturuyor. İnsanlar çaresizlikten açlıktan ihtiyaçlarını karşılayamamadan çünkü her şey TV´lerde çok şatafatlı bir şekilde insanların gözünün önüne seriliyor. E bakıyor diyor ki öbür şehrin ana caddesinde böyle güzel hayat yaşanırken, bende bu ülkenin insanı olarak, ben niye böyle yaşıyorum diyor. Ya elin canına malına kastediyor ya kendi canına kastediyor. İnsanlara zarar vermeye başlıyor. Başkasını canına zarar vermeye başlıyor. Başkasının malına zarar vermeye başlıyor. Veya kendi canına zarar vermeye başlıyor. Bu çok riskli bir nokta dolayısıyla bunu çok acilen devlet tarafından görülmesi ve bunun makro planlarla çözüme kavuşturması gerekir. Deniz Feneri Derneği bu konuda ciddî tecrübeler edindi. Yoksulluk Temel Bir Problem Biz beş yılda yoksulluk sorununu a´dan z´ye ezberledik. Fakat bu konuyla ilgili, bu tecrübeyi aktaracak bir imkân bulamadık. Bir sempozyum düzenleyeceğiz. Hükümetlerin yoksulluğu dikkate alması için tecrübelerimizi aktarmamız gerekiyor. Çünkü yoksulluk durup dururken olan bir durum değil. Bu sorun içinde büyümüşüz. Biz, yoksulluk sorunu a´dan z´ye şudur; bununla ilgili kısa, orta ve uzun vadede şunlar şunlar yapılmalı diyoruz. Yani bunların yasal zeminlerinin hazırlanması, yardımın paydaşlarının belirlenmesi gerekir. Her üzerine düşen kuruluş buradan payını alması ve gereğini yapması gerekir ki; bu bir planla yoksulluk 5 yılda Türkiye´de makûl bir düzeye indirilebilir. Çünkü bu ülkede yardım sağlayacak bir potansiyel var. Kurban gelir bir post kavgası başlar. Kurbanın bir esprisi de aç insanların halini anlamak ve onları doyurmaktır. Ama maalesef bizde bir post kavgasına dönüşür. Ama orada bir milyon dolarlık bir bütçe vardır. Hesap edin; yoksul kesimin gıda bütçesini yıllık olarak rahat bir şekilde çözüyorsunuz. Bu şekilde söylemem ne kadar uygun bilmiyorum ama bu ülkede bir hayır bütçesi var. İnsanların zekâtlarından, fitrelerinden, kurban bağışlarından vs. oluşan; bir takım istatistiklere göre 5-6 milyar dolarlık bir bütçe mevcut. Biz, bu ülkede yoksulluğun 5-6 milyar dolarlık bütçeyle ortadan kalkacağını söylüyoruz. Ancak, bilinçli bir şekilde yoksulluk sorunuyla ilgilenilmiyor. Diyoruz ki; bir kere bu ülkede yoksulluk haritasının çıkarılması, yoksulluk envanterinin çıkarılması gerekir. DFD, şu anda 76.000 kayda ulaştı. Elimizde 76 bin kişilik bir envanter var. Özetle, bir yoksulluk envanterinin çıkarılması gerekir. Bizim orta vadede böyle bir hedefimiz var. Bunu aslında devletle birlikte yapmanın en doğrusu olduğunu düşünüyoruz. Çok defa önerdik. Ancak, bu konuya ciddî bir alâka göremedik. Hayır Teşvik Edilmeli Yine, hayır teşvik edilmeli. Bugün insanlar hayır yapmak istediklerinde bunun önü pek de açık değil. Esasen hayrın teşvik edilmesi gerekir. Devletin sosyal devlet ilkesinin çok açık bir şekilde işletilmesi gerekir. Batılı ülkelerde insan için belirli bir hayat standardı konulmuştur. Dünya, bunu bir standarda oturtmuş. Diyor ki; senin bu standardın var mı? Kendi gelirinle bunu sağlayabiliyor musun? Sağlayabiliyorsan devam et. Sağlayamıyorsa, o zaman devlet ona sosyal imkânlarını açıyor. Diyor ki; sen bu parayı al, ben sana bu imkânları sağlıyorum diyor. Sen, topluma zarar vermeden, seni kendi ayakların üzerinde durabilecek işe kavuşturana kadar, bu sosyal imkânlarla idare et. Ona o imkânları sağlıyor ki, toplum ondan zarar görmesin. Diğer türlü bu adam aç bîilaç kalırsa topluma, bana zarar verebilir diyor. Bana olumsuz olarak geri döner, diyor. Sosyal devlet budur. Bizde böyle bir şey yok. * Batılı ülkeler bunu belli şartları yaşadıktan sonra sosyal gelişime katkıda bulunacak yardımlaşma sistemini ortaya koymuşlar, değil mi? Çok net olarak söyleyeyim; bu konuya insanî açıdan bakıyoruz. Dünyada bu konudaki uygulamaları gözden geçiriyoruz. Dünya, üreten ve kazanan her insana sosyal bir sorumluluk yüklemiş, yükümlülük getirmiş. Sen yıllık kazancının % 2,5´ini toplumun sosyal gelişimine katkı sağlayacak ve sosyal sorunların çözümüne yönelik konulara aktaracaksın diyor. Bunu ben senin iradene bırakıyorum, diyor. Bu katkıyı yapacaksın da nereye yapacağına sen karar ver, diyor. Kiliseye mi verirsin, özürlü derneğine mi verirsin.. Sen oraya ver, belgelendir, bunu verginden de düşeceğim, diyor. Teşvik ediyor. bizde bu teşvikten sadece kamu yararına çalışan dernekler yararlanıyor. Bu çok sıkı elenen, ince dokunan bir takım reflekslerle belirlenen bir konu. Dolayısıyla burada devletin bu konuyu rahatlatması lâzım. Yardımın teşvik edilmesi, önünün açılması gerekir. * Bu çalışmalarda size kimler yardım ediyor? Bizim şu anda 15.000´i aşkın bağışçımız var. Genellikle orta düzey, çok büyük geliri olmayan, kendini geçindirebilen insanlar. Ayda da 3-5 milyar tasarruf edebilen, nisbeten iyi kazanabilen ama çok zengin bağışçılarımız yok. Bizim profilimiz orta kademe insanlar, yoksulluğun ne olduğunu bilen, belki kendi hayatında buradan bir kaç kareyi görenler. Dolayısıyla bu işe katkı sağlayanlar yoksulluğun ne demek olduğunu bilenler. Fakat diğer kesimlerin de yoksulluğun ne olduğunu bilmesini sağlamamız gerekiyor. Gönüllü Çalışıyoruz * Yardımların alınmasında ve ulaştırılmasında ana sermayeniz güven anladığım kadarıyla... Buradaki gönüllülerimiz de, kendimiz de yoksulluk karelerini yaşamış insanlarız. Bizim bu işi canla başla, tüm hücrelerimizle yapmamızın bir nedeni de budur. Biz işe başladığımızda A´dan Z´ye herşeyi gözümüzün önüne serdik. DFD´nin bu işi gerçekten sadra şifa olarak çözebilmesi için neler yapması gerektiğini tek tek tartıştık. Çok ciddî bir yapı -dürüst ve şeffaf- kurmanın gereğini ortaya koyduk. Bu aynı zamanda da modern bir yapı olmalıydı. Bilimsel temeller üzerine kurulan yapıya gönlümüzü de katarak -ki bu çok önemli bir unsurdur- canla başla çalışmak... Arkadaşlarımla konuşurken bir örnek vermiştim: "Bir işi bir insan sadece el ameliyesi ile yaparsa onun tanımlaması işçidir; bir işi eliyle ve aklını da katarak yapan bir adamın tanımlaması ustadır; bir işi eliyle, aklıyla ve gönlünü de katarak yapan insanın sıfatı sanatkârdır." Biz de bütün işlerimizi bir sanatkâr titizliğiyle yapmalıydık. Bu işin en büyük özelliği gönül işi olmasıdır. Ayrıca bize gönül veren, yardım eden insanların başlarını dik tutmamız gerekiyor. Yardım edenlerin hayalkırıklığına uğramaması gerekiyor. * Size gönderilen yardımların yerinde kullanılmadığına dair söylentiler çıktı mı hiç? Hiç olmadı. Bizim için kimse böyle bir şey söylemedi. Zira bir şey olsa söylenir. Gerek resmî, gerekse özerk kuruluşlar tarafından şu ana kadar 18-20 defa denetlendik. Hepsinden de takdir aldık. Büyük çaplı bir organizasyon yapıldığından dolayı belirli kuruluşlara kendimizi denetlettiriyoruz. Şimdiye kadar ki denetimlerde "Ancak bu kadar olur" sözlerini duyduk. * Eklemek istediğiniz bir konu var mı? Yoksulluk sorunu gittikçe derinleşen bir problem oluyor. Bunun devlet tarafından makro politikalarla ele alınması gerekiyor. Yoksa, ülke için çok vahim sonuçlar doğurabilir. Eğer gerekli tedbirler alınmazsa tehlikeli bir boyuta doğru gidiyoruz... Gönüllülerle İbşirliği Yapıyoruz * Katıldığınız yardım dağıtım faaliyetlerinde sizi derinden etkileyen bir olay oldu mu? Çok sayıda... Bir tanesini anlatayım. Eşime bir bayram sabahında ziyaret etmek üzere bulunduğumuz civarda bulunan yoksulları tesbit etmesini istedim. Araştırmalar ve sosyal inceleme yapıldıktan sonra bir aile bulduk. Bayram namazının ardından ziyarete gittik o aileyi. Arabamız bir yere kadar gidiyordu. Yürümemiz lâzımdı. Çamurlu bir yoldan ilerliyorduk. Biraz ileride perişan durumda bulunan o aileyi gördük. Yerde çıplak ayaklarla geziyorlardı. Bayramlarını kutladık. Çok şaşırdılar. Evin reisi şok oldu. Bazı hediyelerimiz olduğunu söyledik. Hepsi çok, ama çok şaşırdılar. Hâlâ ne olduğunu anlayamamışlardı. Çocuklar da çıplak ayaklarla aşağı doğru indiler. Çocukları giydirdik. Hiç unutamadığım bir an var ki; çocuk bir ayağına bakıyor, bir bana bakıyor... Sanki o ayakkabıları ondan geri alacağım endişesi taşıyordu. Ürkek bir şekilde bakıyordu bana. Ona "Beğendin mi?" dedim. Evet, dedi çocuk. Hadi koş bakalım dedim. Artık o çocuğun sevincini görecektiniz. Hiç unutamıyorum. Gözümün önünden gitmiyor. O bayram sabahı, o çocuğun sevinci hiç bir şey ile ifade edilemez... Ve maalesef böyle perişan halde, sevinmeyi bekleyenler ise çok.
Proje ve TemsilciliklerProjelerimiz hakkında daha ayrıntılı
bilgi almak için lütfen kardeş
sitelerimizi inceleyiniz.